Kaşık bükme (paranormal yollarla ve fiziksel güç kullanmaksızın)

Kaşık bükme paranormal yollarla ve fiziksel güç kullanmaksızın veya normal koşullarda gereken fiziksel gücü kullanmaksızın nesnelerde deformasyon oluşturabilmeyi iddia eden inanca verilen genel addır.

Telekinezi/Psikokinezi
Kaşık veya diğer metallerde deformasyon oluşturma telekinezi veya psikokinezi de denilen herhangi bir cismi uzaktan hareket ettirme veya çok az uygulanan bir temas gücüyle etkileme iddiasına verilen addır. Bu fenomenle ilgilenen parapsikologlar ve amatör ilgililer tarihte geçtiğine inanılan olağanüstü öyküler veya mucizelerin bir telekinezi biçimi olduğuna inanmaktadırlar. Ancak fenomene "Telekinesis" adının verilmesi çok yeni bir tarihe rastlar. Tabir Alman-Rus psişik araştırmacı Alexander N. Aksakof tarafından 1890'da kullanılmıştır. Psikokinesis tabiri ise 1914 yılında Amerikalı yazar ve yayımcı Henry Holt tarafından "On the Cosmic Relations" adlı eserinde geçmiş ve Amerikalı ünlü parapsikolog J.B.Rhine tarafından da benzeri fenomenleri tanımlamakta kullanılmıştır.

Batı'da Ünlü Telekinetikler
Metalleri hareket ettirdiğini iddia eden ünlü ilk batılı telekinetik Polonya doğumlu Stanislawa Tomczyk'dır. Stanislawa hipnotik haldeyken bazı küçük objeleri havaya kaldırdığını iddia ediyordu. (levitasyon). Stanislawa, 1910'da Varşova'da Fizik laboratuarında bir grup bilim adamının gözetimi altında telekinetik yeteneklerini sergilemiştir.

Bir diğer ünlü telekinetik Rus Nina Kulagina'dır. Kulagina filme de alınan gösterilerinde metal çubuklar, kibrit çöplerini dokunmaksızın hareket ettirebilmekteydi. James Randi ve diğer eleştirenler bunları herhangi bir ilüzyonist tarafından gerçekleştirilebilecek numaralar olduğunu ve Kulagina hazırlıksız iken test edilmesine izin verilmemesini bunu destekliğini söyler.

1970'li yıllarda bu tip olayları yapabildiğini iddia eden bazı insanlar ortaya çıkmıştı. En ünlüleri arasında Uri Geller de bulunan bu kişiler televizyon şovlarında ve bilim adamlarının laboratuvarlarında bu tip yeteneklerini sergilediler ve paranormal yeteneklere dahil bir kanıt gözlemlenemediği gibi sadece el çabukluğu olduğu kanıtlanmıştır.

Bazı bilim adamları ve James Randi gibi ünlü ve profesyonel bazı illüzyonistler bu tip yeteneklerin gerçekte bir hile ve el çabukluğundan başka bir şey olmadığını öne sürmüşlerdir. Randi ayrıca pek çok hileli yolun olduğunu iddia ettiği kaşık bükme gösterilerinin hemen hemen hepsini gerçekleştirmiştir.

2001 yılının Nisan ayında Arizona Üniversitesi psikoloji profesörü Gary Schwartz'ın yönetimi altında 60 kadar öğrenci zihin güçlerini kullanarak çatal ve karışları bükmeleri istenmiş ve denemelerde çeşitli derecelerde başarı sağlanmıştır. Deney yöntemini ve deneklerin manipüle edilmesi gibi bilimsel yönteme uymayan,yanıltıcı davranışları yüzünden makale saygıdeğer hiçbir bilim adamı tarafından kaale alınmamıştır. James Randi'nin 1 milyon Dolar'lık ödülü almak için testi tekrarlanması istediğinde de Schwartz bunu reddetmiştir.

Sahne Gösterisinde Kaşık Bükme
İllüzyonistlerin kaşık bükme gösterileri diğer illüzyon gösterilerinde olduğu gibi seyircinin dikkatinin başka yöne çevrilmesi sırasında el çabukluğu ile kaşığa ya da metale yapılan fiziksel müdahale ile veya önceden hazırlanan çeşitli tekniklerle gerçekleştirilir. James Randi illüzyonistlerin kaşık bükme numaralarından örneğin kaşığın en zayıf yerinden daha önce kırılma noktasına yakın bir dereceye kadar bükülmesi gibi çeşitli hilelerini televizyonda kamuya açıklamıştır.

"İnsanüstülük taslıyanların İçyüzü" adlı eserinde psişik ve doğaüstü kabul edilen bazı fenomenlerin arkasında yattığını iddia ettiği hileleri ortaya koyan Metin And'a göre Geller'in 31 çeşit kaşık bükme numarası veya tekniği bulunmaktadır.

Kullanılan Teknik ve Metodlar
Sahne göstereleri ve illüzyonistlerin kullandığı gözboyama yöntemlerinin dışında da kaşık veya herhangi bir metal veya cismin parapsikologların Psi denilen zihinsel veya ruhsal güçle etkilenebileceği öne sürülmektedir. Özellikle ABD'de telekinetik gücün kullanılması üzerine bazı kişiler eğitim ve grup çalışmaları düzenlemekte ve katılımcıların bu güçleri kullanarak kaşık veya çatal bükebilmeleri öğretildiği iddia edilmektedir..

Houck Metodu
Bir başka kaşık bükme 2004 yılından bu yana Jack Houck tarafından yine onun tarafından düzenlenen "PK Partileri"nde tanıtılmaktadır. Bu partilerde misafirlere bedenlerinden geçen bir enerji akışının kaşığın belirli bir noktasına yöneltildiği hayal edilerek kaşığa bükülme emri verilmesiyle gerçekleştirilir. Daha sonra misafirler dikkatlerini başka bir yöne yönlendirerek kaşık ya da metali unuturlar. Metal bir süre sonra şaşırtıcı bir şekilde ellerinin küçük bir hareketiyle kolayca bükülmeye başlar. Houck ve takipçileri bunun psikokinetik bir fenomen olduğuna inanmakta ancak bazı kişiler bunun sadece gündelik tecrübenin dışında ve fakat sıradan bir fenomen olarak görmektedirler.

Houck'un metodunun anlatıldığı bir web sayfasında grup halindeki uygulamaların tek başına yapılanlardan daha hızlı sonuç verici olduğu belirtilmektedir. Katılımcılar bir araya geldikten sonra bir süre yeme içme vs. şeylerle vakit geçirirler daha sonra ortaya konulan metal eşyalardan herkes kendisine iyi hissettiren birini seçip alır ve daire şeklinde oturur, ışıkların gücü azaltılır ve müzik varsa kapatılır. Katılımcılar gözlerini kapatır. Katılımcılara kaşık veya çatalı baş ve işaret parmakları arasında tutmaları gevşeyip zihinlerini temizlemeleri, yavaş ve derinden nefes alıp vermeleri ve kendilerini en rahat, huzurlu hissedecekleri bir yerde -plaj, orman, göl kenarı vs.- bulunduklarını hayal etmeleri söylenir. Tüm sıkıntı ve dertlerden uzaklaşırlar, uykulu değil ancak tamamen gevşemişlerdir, huzurludurlar. Daha sonra katılımcılardan başlarının birkaç adım ötesinde altın bir enerji topunu hayal etmeleri istenir. Ondan yayılan sıcaklık ve enerjiyi hissetmeleri istenir. Bu enerji topundan sıcak bir ışın çıkıp katılımcıların alnına ulaştığını ve onların da bu sınırsız enerjiyi emdikleri hayal edilir. Enerjinin sıcaklığı alından omuz ve kollara yayılır. Güçlü ve canlı fakat yine huzurlu ve gevşemiş olan katılımcının kolunda hissettiği enerji oradan bilek ve eline akar ve dirseği ile eli arasında bu akış devam eder. Enerjinin sıcaklığının baş ve işaret parmağına geldiği ve oradan istenilen yere gidebileceği hayal edilir. Katılımcının üçe kadar sayıp gözlerini açması ve enerjinin elinde tuttuğu çatal ya da kaşığa akması için ona üç kez "Bükül" diye bağırması istenir.

Ancak bu noktadan sonra dikkatin dağıtılması ve katılımcıdan dikkatini tümüyle vermeden yoğunlaşması istenir. Hatta dikkatin belirli bir düzeyde dağıtılması için herhangi bir konuda (kaşık bükmek değil) ateşli bir tartışmaya bile girilebilir veya tanıdığınız biriyle metal bükmek dışında bir konuda da konuşabilirsiniz. Konu üzerinde daha yoğun düşündükçe işlerin daha da zorlaştığını göreceksinizdir. Bu yüzden dikkatinizin başka bir yöne kayması gereklidir, daha sonra metali alıp istediğiniz bir noktadan kolayca bükebildiğinizi göreceksiniz. Ancak metalin kolaylıkla bükülebilecek noktaya gelişi birkaç dakika alabildiği gibi saatler de sürebilmektedir. Aynı sayfada deneylerini paylaşan katılımcı onsekiz katılımcıdan sadece ikisinin bükmeyi başaramadığını belirtmekte ancak başarısızlık karşısında yılmayıp denemelere devam edilmesini önermektedir.

Dikkat: Yukarıdaki metotta kaşık elle bükülür ancak zihinle öylesine eriyik bir kıvama gelir ki bu çok rahatça yapılır.

Rick Tobin ve Ellie Crystal'in Metodu
Ellerinizi yıkayın ve çatal veya benzeri bir metal nesneyi elinize alın. Rahatça oturun, gevşeyin, gözlerinizi kapayın zihninizi her türlü düşünce ve duygudan arındırın. Daha sonra parmak uçlarınızla nesnenin yüzeyini yavaşça ovalayın ve yüzeyin size ne hissettirdiği üzerine yoğunlaşın. Metaldeki moleküler enerji akışını hissetmeye çalışın ve nesnenin büküldüğünü hayal edin ve asla güç uygulamayın.

Hipnotik Telkin
Bu yöntemde kişi hipnotik trans haline sokulur ve gerekli telkinlerle psişik gücünü tam olarak kullanabileceği, kaşığın kendi isteğiyle büküleceği telkini verilir ve bu duruma tam bir inanç duyması sağlanır. Bu yöntemle de eğer kişiye yapılan telkin güçlüyse ve bilinçaltı kısıtlamaları tam olarak kaldırılabilmişse kaşığın büküleceği iddia edilir.

Doğrusal denklem

Doğrusal ya da lineer denklem terimlerinin her biri ya birinci dereceden değişken ya da bir sabit olan denklemlerdir. Böyle denklemlere "doğrusal" denmesinin nedeni içerdikleri terim ve değişkenlerin sayısına bağlı olarak (n) düzlemde ya da uzayda bir doğru belirtmesindendir. Doğrusal denklemlerin en yaygını bir x ve y değişkeni içeren aşağıdaki formdur:
y = mx + b.\,
Burada, m sabiti doğrunun eğimini belirler; b sabiti ise denklemin x ve y eksenlerini keseceği noktaları belirler (yani m sabiti değişmesi fonksiyonun artış miktarını etkilerken bsabitinin değişmesi doğrunun düzlemde ötelenmesine neden olur). Aynı terimde iki değişken barındıran (xy) ya da değişken terimin derecesi 1'den farklı olan denklemler (x^2) doğrusal değildir.

İki boyutlu doğrusal denklemler

Aşağıdak formlar basit matematik bilgisiyle yazılabilecek 2 boyutlu doğrusal denklem örnekleridir. Burada büyük harfler sabitlerin x ve y'ler değişkenlerin yerine kullanılmıştır.

Genel form

Ax + By + C = 0,\,
Hem A hem B'nin sıfıra eşit olmadığı durumlarda denklem genelde A ≥ 0 olacak şekilde yazılır. Denklemin kartezyen koordinat sistemi bir doğru belirtir. A sıfır olmadıkça denklem x eksenini değeri -C/A olan bir a noktasında keser, Bsıfır olmadıkça denklem y eksenini değeri -C/B olan bir b noktasında keser. -A/B ise denklemin eğimini (m'yi) verir.

Standart form

Ax + By = C,\,
A ve B sıfır olmadıkça AB, ve C en büyük ortak çarpanı 1 olan tam sayılardan seçilir. Genelde A ≥ 0'dır. A sıfır olmadıkça denklem x eksenini değeri C/A olan bir a noktasında keser, B sıfır olmadıkça denklem y eksenini değeri C/Bolan bir b noktasında keser. A/B ise denklemin eğimini (m'yi) verir.

Eğim-kesim noktası formu

y = mx + b,\,
m eğimi ve b de y eksenini kesim noktasını gösterir. Çünkü x = 0 olduğunda y = b olur.

Nokta-eğim formu

y - y_1 = m \cdot ( x - x_1 ),
m eğimi ve tek noktası (x1,y1) bilinen doğrunun denklemidir.

Kesim noktası formu

\frac{x}{E} + \frac{y}{F} = 1.
E ve F sıfırdan farklı olmalıdır. Doğru ve x ekseninin kesiştiği nokta (x ekseninin kesim noktası) E ve y ekseninin kesim noktası F'dir. A = 1/EB = 1/F ve C = 1 alınarak kolaylıkla standart forma dönüştürülebilir.

İki nokta formu

y - k = \frac{q - k}{p - h} (x - h),
İki noktası bilinen (h,k)(p,q) doğrunun denklemidir. Eğim m = (qk) / (ph)'dir.

Parametrik form

x = T t + U\,
ve
y = V t + W.\, olsun
şeklinde iki denklemdir. eğim m = V / T, x-kesim noktası a=(VU−WT) / V ve y-kesim noktası b=(WT−VU) / T

Normal form

 y \sin \phi + x \cos \phi - p = 0,\,
φ normalin eğim açısı ve p de normalin uzunluğudur. Normal doğru ve başlangıç noktası (orijin) arasında doğruya dik olacak en kısa doğru parçasıdır. Tüm katsayılar by \sqrt{A^2 + B^2}'a bölünerek ve eğer C > 0'sa tüm katsayılar -1'le çarpılarak (böylece son katsayı negatif olur) rahatça bulunabilir. Alman Matematikçi Ludwig Otto Hesse'nin anısına bu form ayrıca Hesse standart formu olarak da anılır.
Bazen denklemlerde sadeleştirme işlemlerinden sonra eşitsizlik söz konusu olabilir, 1 = 0 gibi. Bu gibi eşitsizlikler tutarsız eşitsizliklerdir, yani hiçbir x ve y değeri için doğru değildir. 3x + 2 = 3x − 5 buna örnek olabilir.
Birden fazla doğrusal denklemin olduğu durumlar doğrusal denklem sistemi olarak adlandırılır.

Doğrusal fonksiyonlarla ilişkisi

Yukarıdaki tüm formlarda yx'in bir fonksiyonudur. Fonksiyon grafiği denklem grafiğiyle aynıdır.
Denklemdeki y = f(x) varsayılırsa f fonksiyonu aşağıdaki özelliklere sahiptir:
 f ( x + y ) = f ( x ) + f ( y )\,
ve
 f ( a x ) = a f ( x ),\,
Bunları sağlayan fonksiyonlara doğrusal fonksiyon denir.

İkiden fazla değişkenli doğrusal denklemler

Doğrusal denklemler ikiden fazla değişkene de sahip olabilirler, n terimli genel denklemimiz aşağıdaki gibi olsun:
a_1 x_1 + a_2 x_2 + \cdots + a_n x_n = b.
Burada, a1a2, …, an katsayılar, x1x2, …, xn değişkenlerdir, ve b de sabittir. Üç değişkenli denklemlerde genelde x1 yerine sadece xx2 sadece y ve x3 yerine z kullanılır.
Böyle bir denklem n-boyutlu bir Öklid uzayında (n–1)-boyutlu hiper düzlem belirtir.

Azize Katerina Manastırı

Azize Katerina Manastırı
Azize Katerina Manastırı, Mısır'da, Sina Yarımadasında yer alan Rum Ortodoks manastırı. Dar bir vadide 1.500 m yükseklikte inşa edilmiştir. 2002'de UNESCO Dünya Miraslar Listesine dahil edildi.

Çoğu kez yanlış olarak Sina Bağımsız Rum Ortodoks Kilisesi olarak adlandırılır. Doğu Ortodoks Kilisesi'ni oluşturan özerk kiliselerin en küçüğüdür. Aynı zamanda Sina, Paran ve Raithu başpiskoposu olan manastır başkeşişi keşişler tarafından seçilir ve Kudüs Rum Ortodoks patriği tarafından kutsanır. Manastırın ilk başkeşişlerinden biri Aziz İoannes Klimakos'tu. Başlangıçta Kudüs patriğinin yetki alanında olan manastır 1575'te Fener Patrikhanesi'nin onayıyla bağımsız bir yapı kazandı. Manastırdaki keşiş sayısı 36 olarak sınırlanmıştır; bu sayı günümüzde Kahire ve Süveyş'teki manastırlarda yaşayanları da kapsar. Sina Kilisesi'nin cemaati manastırda çalışan bazı Hıristiyan Araplardan ve Kızıldeniz kıyısındaki et-Tur'da oturan balıkçılardan oluşur. Manastırın yakınlarında yaşayan Müslüman Bedevi Araplar her dönemde manastırın koruyuculuğunu yaparak karşılığında manastırdan destek görmüşlerdir.

Tarih
Bizans imparatoru I. Justinianos'un 527'de kurduğu manastıra yerleşen münzevi keşişlerin hırsızların saldırılarına uğraması üzerine, 530'da gene Justinianos'un girişimiyle, Sina Dağının alçak tepelerinde Musa'ya göründüğüne inanılan yanan çalı yerinin çevresine duvarlar örüldü. Manastır İslam dininin yayıldığı 7. yüzyılda dağınık Hıristiyan topluluklarının sığınağı oldu. Müslümanlarca canları bağışlanan keşişlerin, duvarlarla çevrili alanın içinde yerel Bedevi Arapların bugün de ibadet ettikleri küçük bir cami yaptırarak istilacıları yatıştırdıkları söylenir. Ortaçağ boyunca bir hac yeri olan ve bugün de özgün biçimini koruyan Katerina Manastırı'nın 6. yüzyıldan bu yana kesintiye uğramamış bir geçmişi vardır.

Manastır hakkında
İlk manastırın kenar uzunlukları 84 ve 75 m olan gri granit duvarlarıyla aynı tarihte inşa edilerek Meryem Ana'ya adanan kilise hala ayaktadır. Kilisenin apsisinde İsa'nın nura bürünüşünü temsil eden, erken Bizans döneminden kalma onarılmış bir mozaik vardır.

Manastırın en önemli hazineleri, bazıları 8. yüzyıldan önce yapılmış ikonlar ile yazmalardır. 1945'te inşa edilen bir kitaplıkta korunan bu yazmaların çoğu Yunanca ve Arapçadır. Amerikan İnsan Araştırmaları Vakfı, 1949-50 yıllarında Washington D.C.'deki Kongre Kütüphanesi hesabına ve İskenderiye Üniversitesi'nin yardımıyla yazmalarının çoğunun mikrofilmlerini çekmiştir. Yazma koleksiyonunda yaklaşık 400'de yazılmış Süryanice İncil metinlerini içeren Codex Syriacus da bulunmaktadır. 4. yüzyıldan kalma hemen hemen eksiksiz Yunanca bir İncil olan ve bugün Londra'da British Museum'da bulunan Kodeks Sinaitikos önceleri Katerina Manastırı'nda korunmuştur.

1975'te manastırda onarım yapan işçilerin kazayla yıktıkları bir duvarın arkasında, varlığı bilinmesine karşın uzun zamandan beri kayıp olan eski İncil metinlerini ve başka belgeleri içeren yaklaşık 3 bin ek yazmadan ve çeşitli sanat yapıtlarından oluşan bir hazine ortaya çıktı. Bulgular arasında Kodeks Sinaitikos 'un eksik parçaları, 50 kadar eksik, 10 kadarı da eksiksiz başka derlemeler ve Yunan yazı tarihine ışık tutan ve yuvarlak büyük harflerle yazılmış Yunanca metinler vardı. Ayrıca Çeşitli Hami-Sami ve Hint-Avrupa dillerinde 6. yüzyıldan ya da daha öncesinden kalma çok sayıda belge bulundu.

İnyupikler Halkı

İnyupikler Halkı
İnyupikler (kendilerince Iñupiaq (tekil) Iñupiak (ikil) Iñupiat (çoğul) ), Amerika Birleşik Devletlerine bağlı Alaska eyaletinin kuzey (North Slope Borough) ve kuzeybatısında (Northwest Arctic Borough ve Nome Census Area) yaşayan İnuit kolundan bir Eskimo halkıdır. Alaska'daki tek İnuit halkı olduğu için Alaska İnuitleri[4] adı da verilmektedir. Kendilerini iñuk («insan») kelimesi ile -piaq («gerçek») ekinden türettikleri Iñupiaq («gerçek insan») adıyla ifade ederler. Dillerini ise Iñupiatun («gerçek insana benzer») olarak adlandırırlar.[3] Alaska Yerli Dil Merkezine göre Alaska yerlileri içinde 25.000 nüfuslu Yupiklerden sonra 15.700 kişilik nüfuslarıyla ikinci en büyük halktır ve ancak 2.144 kadarı dilini konuşabilmektedir. İngilizce bilmeyen Alaska yerlileri içinde 1993 yılında ilk sırayı % 42 lik oranla Yupikler, ikinci sırayı da % 20 lik oranla İnyupikler çeker. Şamanist inançlı avcı ve toplayıcıdırlar. Kültürel açıdan deniz sahiline yakın yaşayıp balina, fok, mors gibi deniz memelilerini avlayan Taġiuġmiut («deniz halkı») ile denizden uzak içbölgede rengeyiği avlayan Nunamiut («kara halkı») olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar. Bazen, iki ayrı dil ve halk olarak ele alındığı da olur ve Seward Yarımadasındakiler Qawiaraq adıyla, North Slope ile Northwest Arctic ilçelerindekiler ise Inupiaq adı altında toplanır. İnyupiklerin Kanada'da yaşayan ırkdaşları (Uummarmiut) siyasi ve idari kaygılarla Batı Kanada İnuitleri ile birlikte Inuvialuit adı altında toplanırlar. Eskimolar içinde en uzun boylular Kuzey Alaska'daki İnyupiklerdir ve Kanada İnuitlerinden 10 cm daha uzundurlar. Kobuk İnyupikleri doğu komşuları ve ticari ortakları olan Atabasklardan Koyukon Kızılderilileriyle sınır bölgelerinde evlilik de yapmışlardır. Beyaz Avrupalıların kültürleriyle en geç tanışan Eskimolar 1890 yılından sonra Hristiyanlıkla tanışan Kuzey Alaska İnyupikleridir.

Kanada'da küçültücü (derogatory) bulunarak resmî olarak kullanılmayan "Eskimo" adı, yasal olarak Alaska'da İnyupikler ile Yupik, Çupik ve Supikleri topluca adlandırmada rahatlıkla kullanılmaktadır. Alaska Eskimolarını topluca adlandırmak için bazen İngilizcede Yupik-Inupiaq (ya da Inu-Yupiaq) biçimi de kullanılır.

St. Lawrence adasındaki Sibirya Yupikleri (Yupiget) farklı dil konuşsa da Alaska'da kültürel olarak İnyupiklere en yakın halktır ve her ikisi de aynı kültür grubunda yer alır.
Dil verileri ve arkeolojik kalıntılar, Eskimo-Aleut halklarının günümüzden 10.000 yıl önce Bering Boğazı'nın buzlarla kaplanıp kara köprüsü olduğu zamanlarda, iki ayrı etnik grup (Eskimolar ve Aleutlar) olarak Alaska'dan Kamçatka'ya kadar olan bölgede bulunduklarını göstermektedir. Eskimo ve Aleutların denizde avlanma tekniklerinin gelişmesinden önce bölündüklerini gösteren dil verileri arasında ok ve yay için ortak kelimelerin bulunması, bunun yanında deniz avcılığı terimlerinin Eskimo ve Aleutlarda farklı olması gösterilebilir. Eskimo ve Aleutlar deniz avcılığını birbirlerinden bağımsız olarak geliştirmişlerdir.



1000 yıllık Utqiaġvik arkeolojik siti, Barrow, Alaska
Utqiaġvik arkeolojik siti bugünkü Barrow'un (İnyupikçe Utqiaġvik) kasaba merkezinin yaklaşık 1/4 mil güneybatı kenarında yer alır ve başlangıçta Ukpiaġvik («kar baykuşu avlanma yeri») olan ismi yıllar içinde değişim geçirerek bugünkü Utqiaġvik biçimine dönüşmüştür. Burası kışlık konutların ve qargi denen köy odasının bulunduğu, etnografik ve arkeolojik bilgilere göre yıl boyunca avcılık ve ticaret faaliyetlerinin sürdüğü bir yerleşimdi. Tundra yüzeyinden iki metre yukarıdaki 60'tan fazla höyüksü tümsek (igluluaġruk[9]) bugün dahi görülebilmektedir. Arkeolojik çalışmalarla, burasının son 1000 yıldır yerleşimde olduğu tespit edilmiştir. Binghamton Üniversitesinden arkeologlar tarafından 1981-1983 yıllarında kapsamlı bir kazı yapılmış ve 20.000 den fazla eser bulunmuştur. Utqiaġvik kazılarından çıkarılan buluntular arasında fildişi heykelcikler, ok başları, labretler, boynuzdan bıçaklar, fildişi ulu (yarım ay biçimli bıçak), zıpkın başları, fildişi oyuncaklar, tahta ağ şamandırası, deri eldiven gibi eserler vardır.Bunların arasında kar gözlükleri de bulunur.

Alaska'da Rus döneminde (1733 – 1867) Rusların keşfettiği alanlar daha çok deniz kıyılarıyla sınırlı kalmıştır. 1895 yılında Alaska'nın yalnızca deniz kıyıları ile büyük nehirlerin bulunduğu alanları keşfedilip haritalandırılmışken iç karanın büyük kısmı haritalandırılmamıştı.

Norton Sound'dan Kanada sınırına kadar olan Arktik Alaska'daki İnyupikler, Avrupalı kâşiflerle 18. yy sonu ile 19. yy başlarında tanışırlar. Bunlar, 19. yy sonları ve 20. yy başlarında yapılan ve New Bedford'dan yola çıkan 2000'den fazla balina avcılığı seferine diğer Alaska yerlilerinden daha fazla sayıda katılmışlardır. İnyupikler bu seferlerde gemi tayfası olarak yer aldıkları gibi, balinacılara kürk satımında da bulunmuşlar ve onların karaya çıkmalarını daha olanaklı kılan korunaklı ortam sağlamışlardır. Bu yardımların karşılığı olarak New Bedford Balina Avcılığı Milli Tarih Parkı tarafından Barrow'da 1999 yılında halka açılan İnyupik Miras Merkezi kurulmuştur.

Taġiuġmiut İnyupiklerinin yaşadığı Point Barrow (Nuvuk) yöresine Batılılar tarafından yapılan ilk keşif gezileri:

İlk keşif: İngiliz deniz subayı Frederick William Beechey'in 1825-1828 keşif gezisinden bir bölük , güneybatı Alaska'dan kaptan Thomas Elson tarafından Eylül 1826 tarihinde yapıldı. Thomas Elson ile William Smythe Barrow İnyupikleriyle karşılaşan ilk Avrupalılardır. İnyupiklerin av bulmakta zorlandığı bir döneme denk gelen ziyaretçiler, yerlilerce önce dostça karşılanmış sonra da erkek avcılar etraflarını sarınca güneye yönelmişler ve keşif bununla sınırlı kalmıştır.
İkinci keşif: Hudson’s Bay Company keşif gezisinden Thomas Simpson liderliğinde bir bölük tarafından batı Arktik kıyılarına yapıldı ve 4 Ağustos 1837 tarihinde doğudan bulunulan yere ulaşıldı. Yazın yapılan bu keşifte bölge halkının çoğu avda olduğu için birkaç yerli görüldü fakat onlar da kâşiflerden korkup saklandılar. Yakınlarına kadar giderek korkulacak bir şey olmadığına ikna edebilseler de keşif için ancak birkaç saatleri vardı.
Üçüncü keşif: Aleksandr Filippoviç Kaşevarov liderliğindeki Rus keşif ekibi 23 Temmuz 1838 tarihinde Point Barrow'a ulaştı. Küçük teknelerden oluşan bir filo güneybatıdan bulundukları noktaya yanaştı. Önemli sayıda yerlinin düşmanca tutumu yüzünden Ruslar üç gün sonra bölgeden kaçmak zorunda kaldılar. Ziyaret kısa sürse de doğal yaşam üzerine önceki ziyaretlerden daha fazla bilgi edindiler ve tercüman olarak kullanacakları bir yerli kazandılar. Rusların karşılaştığı İnyupik kabilesi Kakligmiut idi.
Dördüncü keşif: Kayıp İngiliz kâşifi John Franklin'i aramak için birçok gemiyle düzenlenen arama ve araştırma gezisi çerçevesinde Rochefort Maguire komutasındaki H. M. S. Plover adlı depo gemisi 1852–1853 ve 1853–1854 kış aylarında Nuvuk'un güneydoğusuna kısa bir mesafe kala denizin buz tutması sonucu mahsur kaldılar. Önce düşmanlıkla karşılandılar ancak akıllıca yürütülen diplomasi yoluyla barışçıl ilişki kurulması sonucunda uzun süre orada kaldılar ve yerlilerin yaşamı hakkında epeyce bilgi topladılar.
Nunamiut İnyupikleriyle Batılıların ilk karşılaşması 1886 kışında ABD Deniz Kuvvetlerinden teğmen George Stoney ve keşif ekibiyle olmuştur.

Kuzeybatı Alaska'da Avrupalılarla ilk karşılaşan Malimiut İnyupikleri 1816 yılında Goodhope Körfezindekiler, en geç karşılaşanlar ise 1860'lar ya da 1870'lerde Orta ve Yukarı Kobuk yörelerinde yaşayanlardır:

Seksin aşkla ne ilgisi var?

Aşk olmadan seks olur mu?
Peki ya seks olmadan aşk? Aşk ve seks arasındaki ilişkiye dair bilgilerimizi araştırma sonuçlarına dayanarak tazeleyelim mi?

Seksin aşkla ne ilgisi var, aşkın seksle ne ilgisi var? Bu soruların cevabını ararken, Cindy M. Meston ve David M. Buss’ın yazdıkları “Kadınlar Neden Seks Yapar?” adlı kitabın referans verdiği araştırmalar zihnimizi aydınlattı.

Toplumda sıkça söylenen “Kadınlar aşk olmazsa seks yapmaz”, “Erkekler için aslolan aşk değil, sekstir” söylemleri acaba gerçeği yansıtıyor mu? Araştırma sonuçları farklı bakış açıları sunuyor mu? İşte, bu konuya dair “Kadınlar Neden Seks Yapar?” kitabından alıntıladığımız bilgiler…

Kadınlar neden seks yapıyor?
Bir araştırmaya göre, kadınlar seks yapmalarına gerekçe olarak, “O kişiye sevgimi ifade etmek istedim” ve “Aşık olduğumun farkına vardım”ı, ilk on nedenlerinden ikisi olarak sıralıyorlar. Aşka ulaşmanın bir yolu olarak seksi nasıl kullandıklarını açıklıyorlar.

Kimi zaman seks, umulduğu gibi aşk ve bağlılık getiriyor. Kimi zaman da seks, asıl istenen sevgi yerine geçici bir sevildiğini hissetme yanılsaması yaratıyor. Kimi zamansa ne aşk ne de aşk yanılsaması…
Araştırmaya katılan kadınların pek çoğu kendi başına aşk için değil, başka birine olan aşklarını ifade etmek için seks yapıyor.

Dört bin yıl önce aşk ve seks ilişkisi
Aşkla seksin birbirine bağlı olduğu yeni bir düşünce değil. Hatta insanın yazıyı ilk kez icat edişinden beri bu bağa işaret ediliyor. 1880’lerin sonlarında, günümüzde Irak’ta bulunan bir bölgede küçük bir tablet ortaya çıkartıldı. Dört bin yıllık bu tabletin üzerine, tarihçilerin en eski aşk şiiri olduğuna inandıkları bir şiir kazınmıştı. Şiirde bir rahibe, krala yalnızca aşkını değil, duyduğu şehveti de itiraf ediyordu:

“Kalbimin sevgilisi, damat
Parlaktır güzelliğin, baldan tatlı
Esir ettin beni, titreyerek durayım önünde
Damat, yatağa götürülmek isterim”

Rahibenin bir başka şiiri:

“Damat benden zevkini aldın
Söyle anneme, nefis şeyler yedirsin sana
Babam da armağanlar versin”

Aşksız sekse açık kadınlar hangileri?
Birçok kadın için aşkla seks birbirinden ayrılmaz olsa da hepsi için öyle değil tabii. Araştırmalar, hangi kadınların seksten önce aşk ya da duygusal ilgi istemeye daha az eğilimli olduğuna dair bir şeyler de öğretti. Aşksız sekse en açık kadınlar genellikle dışa dönük bir kişiliğe sahip ve yeni, egzotik yiyecekleri denemek ya da seyahat edip başka kültürler görmekten hoşlanmak dahil, her türlü yeni deneyime daha açık oluyorlar.

Sekse bakışta kadın erkek farkı
Birçok kadın seks için aşka ihtiyaç duymasa ya da aşk peşinde koşmasa da kadınlar aşkın sekse eşlik etmesi gerektiğine erkeklerden daha fazla inanıyorlar.

Meston Cinsel Psikofizyoloji Laboratuvarı’nda 700’den fazla üniversite öğrencisine, “Aşksız sekste bir sorun yoktur” yorumuna katılıp katılmadıkları soruldu. Öğrencilerin yaklaşık yarısı Avrupa, yarısıysa Güneydoğu Asya kökenli ailelerden geliyorlardı. Her iki kültürel grupta da aşksız seksin kabul edilebilir olduğunu düşünme olasılığının erkeklerde kadınlara kıyasla çok daha yüksek olduğu görüldü.

Seksin ön koşulu aşk mı?
Buss Evrim Psikolojisi Laboratuvarı’nda yürütülen bir çalışmada elde edilen sonuçlar da aşk-seks ilintisinde bir cinsiyet farklılığı olduğunu gösteriyor. Kadınların yalnızca yüzde 8’i, “seks yapma”yı bir aşk edimi olarak gösterirken, erkeklerin yüzde 32’si cinsel aşk edimlerinden bahsetti.

Bu bulgu erkekler için seksle aşkın en azından bir açıdan yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor. Anlaşılan seks, erkeklerin aklında aşkın bariz bir özelliği olarak kadınlara kıyasla daha fazla öne çıkıyor. Dolayısıyla kadınlar aşkı seksin bir önkoşulu olarak görmeye daha yatkınlar.

Atletico Madrid 1 - 4 Real Madrid Şampiyonlar Ligi Finali

Real Madrid, 90+3'te attığı golle uzatmaya götürdüğü Şampiyonlar Ligi Finali'nde Atletico Madrid'i 4-1 yenerek Avrupa'nın en büyüğü oldu...
Real Madrid Şampiyonlar Ligi Finali
Real Madrid Şampiyonlar Ligi Finali
Ve Avrupa futbolunun en büyüğü, Lizbon'daki finalde belli oldu...
Şampiyonlar Ligi Finali'nde Atletico Madrid'i uzatmalarda 4-1 yenen Real Madrid, 12 yıl sonra Şampiyonlar Ligi kupasını müzesine götürdü...
Günlerdir Atletico Madrid'de büyük merak konusu olan iki isim vardı. Barcelona ile Nou Camp'ta oynanan şampiyonluk maçında sakatlanan Diego Costa ve Arda Turan'ın durumları maç saatinde belli oldu.
Maçtan bir gün önce ağrıları artan Arda Turan, 18 kişilik kadroya alınmadı. Ancak Atletico'nun en büyük gol silahı Diego Costa için yoğun tedavi programı sonuç verdi ve İspanyol yıldız maça ilk 11'de başladı.
Fakat şampiyonluğun kazanıldığı Barcelona maçındaki senaryonun bir benzeri, Estadio da Luz'da tekrarlandı. Maçın henüz 9. dakikasında sakatlığı nükseden Costa, yerini yine Adrian'a bıraktı.
REAL MADRID BALE İLE GOLE YAKLAŞTI
Devler Ligi Finali'nin ilk önemli tehlikesi Real Madrid'den geldi. 32. dakikada savunmadan çıkan Tiago'nun hatalı pasında topu kapan Gareth Bale, penaltı noktasına kadar topu sürdü ve vuruşunu yaptı ancak Real Madrid tribünleri gol diye ayağa kalkarken, top direğin hemen yanından auta gitti.
GODIN'DEN YİNE KRİTİK BİR GOL!
Real Madrid'in oyuna hakim olmaya başladığı dakikalarda finalde dengeyi bozan gole Diego Godin imza attı. Sağ taraftan kullanılan köşe vuruşunda Real Madrid savunması pozisyonu uzaklaştıramadı. Yeniden kale sahası üzerine doldurulan topa iyi yükselen Godin, Sergio Ramos'un üzerinden kafayı vurdu ve kalesinden çıkan Casillas'ın üzerinden topu ağlara gönderdi. Atletico Madrid, bu dev finalin 36. dakikasında 1-0 öne geçti.
Uruguaylı savunmacı, Nou Camp'taki Barcelona maçında da takımının tek golünü atarak La Liga şampiyonluğunu getirmişti.
İKİNCİ YARIYA REAL BASKILI BAŞLADI
Finalin ilk yarısı, Atletico Madrid'in 1-0'lık üstünlüğü ile tamamlanırken, ikinci yarıda daha istekli bir Real Madrid vardı.
Dakikalar 54'ü gösterdiğinde Cristiano Ronaldo, çok etkili bir frikik kullandı. Atietico Madrid barajını geçen topu kaleci Courtois son anda kornere çekmeyi başardı. Pozisyonun devamında kullanılan kornerde, ceza sahası içinde Ronaldo topu önünde buldu. Ancak bu kez de Portekizli'nin golü yapmasına savunma engel oldu.
BALE KAÇIRDI RAMOS AFFETMEDİ
Real Madrid adına maçın en önemli tehlikesini ilk yarıda yaratan Gareth Bale, 73. dakikada ceza yayı üzerinden vuruşunda, 78'de ise sağ taraftan savunmanın arkasına sarktığı anda istediği vuruşu yapamadı ve takımı adına skoru değiştirmeyi yine başaramadı.
Ancak Real Madrid'i finalde ipten alan gol Sergio Ramos'tan geldi... 90+3'üncü dakikada sağ taraftan Modrid'in kullandığı köşe vuruşunda çok iyi yükselip, uzak direğe kafa vuruşunu yapan Ramos, skora 1-1'lik beraberliği getirdi. Lizbon'daki Devler Ligi Finali'nin normal süresi 1-1 tamamlandı ve uzatmaya gitti.
UZATMALARDA 100 MİLYON EURO FARKI!
Uzatma dakikalarında Atletico Madrid karşısında daha üstün bir futbol sergileyen Real Madrid'de Di Maria, 110. dakikada sol taraftan çalımlarla ceza sahasına girdi. Kaleciyle karşı karşıya kalan Arjantinli, vuruşunda Courtois çıkardı ancak arka direkte Gareth Bale kafayla tamamladı ve kaçırdığı golleri telafi ederek takımını 2-1 öne geçirdi.
118'inci dakikada Brezilyalı Marcelo, oyundan tamamen kopan Atletico Madrid'in ceza sahasına rahatça girdi ve sert şutunda skoru 3-1 yaptı. Finalde skoru ise Cristiano Ronaldo belirledi. Portekizli'nin penaltı golü, durumu 4-1 yaparken, Real Madrid Avrupa'nın en büyüğü oldu.

Soma’da maden faciası 302 ölü


Enerji Bakanı Taner Yıldız, Soma’daki maden ocağında ölü sayısının 302’ye yükseldiğini söyledi. Bakan Yıldız, son 12 saatte sağ çıkarılan işçi olmadığını da belirtti. Bu arada, yangın sonrası dumanının maden ocağını kaplamasının ardından 14 işçinin, yeraltındaki 5 metrekarelik yaşam odasına sığındıkları, burada oksijen maskesi ve tüplerini sırayla kullanıp saatlerce hayata tutunmaya çalıştıkları ancak, kurtarmanın gecikmesiyle yaşamlarını yitirdikleri ortaya çıktı.

Soma'da ölü sayısı 302'ye yükseldi

15.05.2014 Perşembe 08:41

Manisa'nın Soma İlçesi'ndeki özel maden şirketine ait ocakta trafo patlaması sonucu meydana gelen faciada, hayatını kaybedenlerini sayısı 282'ye çıktı. Kurtarma ekipleri, dumanın önünü kesebilmek için saatler süren çalışmayla tahtadan maden içerisine duvar örüp, işçileri çıkarmak için yeni bir çalışma başlattı. Bu arada, facianın kahreden ayrıntıları da ortaya çıkmaya başladı. Yangın sonrası dumanının maden ocağını kaplamasının ardından 14 işçinin, yeraltındaki 5 metrekarelik yaşam odasına sığındıkları, burada oksijen maskesi ve tüplerini sırayla kullanıp saatlerce hayata tutunmaya çalıştıkları ancak, kurtarmanın gecikmesiyle yaşamlarını yitirdikleri ortaya çıktı. O 14 işçinin cesedi de, ekiplerce çıkartılıp ailelerine teslim edildi.

Soma'da geçen salı günü saat 15.10 sıralarında meydana gelen maden faciasında, dün geceden itibaren çalışmalar karbonmonoksit gazının izin vermemesi üzerine durduruldu. İlk olarak işçilerin önemli bölümünün çalıştığı galerilerden 'Nefes 3' kapısından iki gün boyunca çalışmalar yürütüldü. Buradaki galerilerde bulunan işçilerin cesetlerinin çıkartılması adından diğer galerilerdeki işçiler için çalışma başlatıldı. Ancak hala belli bölgelerde devam eden yangından dolayı karbonmonoksit gazı, kurtarma ekiplerine izin vermedi.

Tahta duvarlar örüldü

Bunun üzerine yangının hala devam ettiği galerilerle olan bağlantıyı kesmek için ekipler, gece sabaha kadar belli bölgelere, tahtadan duvarlar ördü. Bu duvarlar sayesinde de, dumanın belli bir bölgeye toplanması sağlandı. Karbonmonoksit gazının belli seviyenin atına inmesinin ardından ise. sabah sat 06.00 sıralarında ekipler bu kez 'Ana giriş 1' kapısından madene girdi. Ekiplerin, bu bölgelerdeki işçileri çıkarmaları ardından benzer bir yöntemde yine madenin 3'üncü bir giriş kapısından son bölgedeki işçileri de çıkarmayı planladıkları belirtildi.

Sanatçı Suavi gece boyu madende kaldı, gençler temizlik yaptı

Facia ardından Başbakan recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici gibi siyasetçilerin yanı sıra, Türkiye'nin birçok tanınmış gazeteci, televizyoncu ve sanatçı da madene geldi. Bu sanatçılardan Suavi de, sabaha kadar arkadaşlarıyla madenin kapısında bekledi, kurtarma çalışmalarını izledi. Bunun yanı sıra yine maden sahasına gelen üniversite öğrencileri de, binlerce insanının gelip gittiği kurtarma çalışmalarının yürütüldüğü alandaki çöpleri topladı. Görevlilere yardım etti.

Sırayla ölümü direnmeye çalışmışlar

Kurtarma çalışmalarının hızla devam ettiği madenin içerisinde, yangınının hemen ardından yürekleri dağlayan ayrıntılarda ortaya çıkmaya başladı. Trafonun patlayıp yangının çıkmasının hemen adından yoğun karbonmonoksit gazına maruz kalan işçiler yanlarındaki oksijen maskelerini takıp ölüme direnleme çalıştı. Ancak bu maskelerinin 45 dakikalık bir süre için yeterli olmasından dolayı işçiler, hayatını kaybetti. Ancak bir noktadaki işçiler, 45 dakikalık süre içerisinde dışırı çıkamayacaklarını anlayınca madencilerin 'Revir' olarak adlandırdıkları, ancak bu tür kazalarda 'Yaşam odası' olarak kullanılan yaklaşık 5 metrekarelik odaya sığındı. Odaya girip kapılarını üzerlerine kapatan 14 işçi, bu odadaki oksijen maskeleri ve oksijen tüpünden sağladıkları temiz havayı, sırayla kullanmaya başladı. Ancak yardım ekiplerinin gecikmesiyle, 14 işçi, saatlerce ölüme direndikleri yaşam odasında hayatlarını kaybetti. Bu işçilerin toplu olarak ve üst üste bulunan cesetleri, madenden çıkartıldıktan sonra ailerine teslim edildi. 14 işçinin ölüme direnişleri, 33 madencinin Şili'de 69 gün yaşam odasında, ölüme direnişlerini hatırlattı. Ancak onlar gibi, mucizeyi yaşatamadı.

Bakan açıklama yaptı: 282 ölü

Bu arada facianın hemen ardından maden bölgesine gelen ve buradan hiç ayrılmayarak koordinasyonu sağlayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Sağlık Bakanı Mehmet Mehmet Müezzinoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam ile birlikte açıklama yaptı. Bakan Yıldız, şöyle dedi:

"Dün gece havanın yönünün değiştirilmesiyle beraber biliyorsunuz yine bir bölgede kurtarma çalışmalarına başladık. Hamdolsun buradaki bölgeyle alakalı çalışmalarımız devam ediyor. Verim aldığımız bir noktaya doğru gidiyoruz. İşçi kardeşlerimizden şu ana kadar 8 kardeşimize daha ulaşıldı. 282 işçinin toplam cesedi çıkartıldı. Şu anda nihayi rakam bu. Bütün cenazelerimizi işlemleri tamamlandı. Adli Tıp Kurumu tarafından da işlemleri yapıldı. Bunun yanında 217 işçi kardeşimiz ailelerine teslim edilmiş oldu. Bugün itibariyle mevcut sayımızı tüm işçi kardeşlerimizi ailelerine teslim edileceğine inanıyoruz. Müraacatların yapılıyor olmaları halinde prosüdürle beraber tanınmışlıkla beraber bunlar yerine getirilecek. Yaralılardan taburcu olanlarının sayısı da arttı. 27 yaralı kaldı. Bu rakamın bugünde düşeceğine inanıyorum. Kamuoyuyla paylaşmamız gereken bir husus var. Şu anada kadar ailelerin metaneti arama kurtarma çalışmaları için son derece yapılcı bir rol oynadı. Ama daha fazlasının bizim gösterebiliyor olmamız lazım. O da bildiğiniz gibi iyi niyetle arama kurtarma çalışmalarına devam ediliyor. Arama kurtarma işlemlerine yeni ekipler katılmak istiyorlar ama bu rakam yeterli, kurtarma ekibi sayısı 500'ü aştı. Daha fazlası artık bir karmaşaya yol açıyor. Gerek tercümanlık yapmak isteyenler gerekse arama kurtarma ekibi olarak gelmek isteyenler bugün itibariyle bu yoğunluğun içerisinde bulunmamaları lazım."

Sadece madenin doğu ucu kaldı

Madendeki kurtarma çalışmalarına öncülük eden Zonguldak'tan gelen Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) tahlisiye ekibinin başında yer alan TTK İş Güvenliği Denetim Şube Müdürü Ahmet Sarıoğlu ise şu bilgileri verdi:

"Sıkıntılı ortamlar vardı, oraları normal hava seviyesine getirdik. Ocak girişten yaklaşık 300 metre yerin altına uzanıyor. Band ve varagellerle ocak içine iniliyor. Ocağın en uç köşesinde yangın olan yerin çevresinde, madenin doğusu oluyor burası, orada çalışmalar yapacağız, düşündüklerimiz olursa yarına kadar bir sonuç alırız. Ocağın diğer bölümlerindeki cenazeleri çıkarttık. Daha sonra tekrar tarama yapılacak. Bize verilen bilgiler doğrultusunda mümkün olan her yere baktık."